BESİN ALERJİSİLokman Hekim Hastaneler Grubu Oluşturuldu: 2017-01-12 07:24:01
Görüntü Sayısı: 1263

BESİN ALERJİSİ

İnsanlar dünyada hüküm sürdükleri çağlar boyunca çeşitli bitki ve hayvanlardan elde ettikleri besinlerden gerektiği miktarlarda faydalanmışlardır. Ancak beslenme alışkanlıkları son yüzyılda büyük bir değişim göstermiş; nüfus artışı, gıda tat ve çeşitlerindeki değişiklikler, insanı yaşamak için yemek yerine, yemek için yaşar hale getirmiştir.

BESİN ALERJİSİ

Yüzyıl öncesine kadar insanlar iki öğünle beslenirken günümüzde hemen hemen tüm kültürlerde 3 ana öğün ve arada atıştırılan ek gıdalar günlük menüyü oluşturmaktadır. Batılı ülkelerde bir insanın yaşamı boyunca yaklaşık 2-3 ton muhtelif besin tükettiği düşünülecek olursa, besinlerin neden olduğu rahatsızlıkların da sık görülmesi sürpriz değildir. Son zamanlarda gerek medyadan takip ettiğimiz, gerekse günlük yaşantımızda sıkça duymaya başladığımız bu rahatsızlıklardan birisi de besin alerjisidir.

Şekil 1. Günlük Kalori Bazında Gıda Tüketimi

Besinle ilgili ilk alerjik bulgular bundan yaklaşık 2400 yıl önce Hipokrat tarafından tanımlamıştır. Birinci ve ikinci yüzyılda Yunanlı bilginler inek sütü ile oluşan reaksiyonlardan, 16. yüzyılda Marcello Donati yumurta ile oluşan alerjik ödemden bahsetmiştir. Geçen yüzyılın başlarından itibaren araştırmacılar egzama ile çeşitli besinleri ilişkilendirmişlerdir.

Tanımlamada dünyada birlik sağlamak için besin ya da besin katkıları ile oluşan reaksiyonlar Avrupa Alerji ve Klinik İmmünoloji Akademisi (European Academy of Alergy and Clinical Immunology) tarafından mekanizmalarına bağlı olarak sınıflandırılmıştır(Tablo 1). Besin ile oluşan reaksiyonlar; toksik ya da toksik olmayan reaksiyonlar olarak sınıflanabilir. Toksik reaksiyonlar o gıdanın yeterli dozda alınması ile oluşur (örneğin zehirli balık yenildiğinde balığın vücudunda bulunan histamin hastada ani bayılma ve kızarıklıklara neden olabilir). Toksik olmayan reaksiyonlar ise alerji ve aşırı duyarlılık gibi bağışıklık sistemi ile ilişkili mekanizmalar veya intolerans mekanizmalarıyla oluşur. Besin intoleransı (besinlerin tolere edilememesi) besin reaksiyonları içinde en sık görüleni olup besinin kimyasal içeriği (eski kaşardaki tiramin ile oluşan baş ağrısı, kahvedeki kafein ile oluşan sinirlilik gibi), kişinin duyarlılığı veya vücudun önceden tahmin edilemeyen tepkisi ile ilişkilidir. Besin alerjisi ise besinlerin herhangi bir bileşenine karşı organizmanın verdiği her türlü aşırı tepki reaksiyonunu ifade eder.

TANIMI :

Alerji; vücudumuzun bağışıklık sisteminin çevremizde bulunan ve zararlı olmayan bazı maddelere karşı aşırı şekilde ve anormal bir reaksiyon vermesidir.

Bağışıklık sistemimiz çevremizde bulunan ve vücudumuza burun, nefes yolları, barsaklar ve deriden giren yabancı ve zararlı maddelere karşı yaşamı devam ettirmek için birtakım reaksiyonlara neden olur. Bu reaksiyonla bağışıklık sistemi hücreleri, zararlı maddeleri ortadan kaldırır ayrıca bunların vücuda girmelerini engeller. Alerjide ise bağışıklık sistemi bundan biraz farklı bir yolla ve vücut için zararlı olmayan maddelere karşı aşırı bir reaksiyon verir. Ancak bu, vücuda zarar veren bir reaksiyondur.

Besin alerjisi de bağışıklık sistemini uyaran besin aşırı duyarlılığının özel bir şeklidir. Genetik yatkınlığı olan bebeklerde doğumun hemen ardından birkaç saat içinde bebeğin barsak dokusu bakteri ve besinlerin içerdiği yabancı proteinlerle karşılaşır ve bunlara karşı vücutta bir duyarlılaşma oluşur. Bu duyarlılık sonucu, bağışıklık sistemi normalde bu maddeye karşı salgılamaması gereken IgE adında bir antikor (bir yabancı maddeye onu bertaraf etmek için spesifik olarak bağlanan ve vücuttan atan bir protein) salgılar. Bu antikor kan dolaşımı ile vücudun her tarafına dağılarak bağışıklık sistemi hücrelerine yapışır. Eğer bu besin bir daha alınırsa vücut hemen onu tanır ve çok şiddetli bir reaksiyon verir. Bu reaksiyon esnasında bağışıklık sistemi hücrelerinden salgılanan binlerce madde besin alerjeninin etki gösterdiği organda anormal şiddette bir alerjik yangı oluşturur ve saatler hatta günler içinde hastalığın bulgularının ortaya çıkmasına neden olur. Bunlar; burunda hapşuruk, burun akıntısı, burun kaşıntısı, gözlerde yanma sulanma ile görülen saman nezlesine, akciğerde bronşlarda ise hırıltılı nefes alıp verme, nefes darlığı ve koyu balgam çıkarma ile ortaya çıkan alerjik bronş astımına, deride ise kaşıntı, kızarıklık, yara ve kuruluğa neden olan alerjik egzama, kırmızı küçük nokta tarzında döküntü ve kaşıntı ile karakterize ürtiker(kurdeşen) ve dudaklarda, dilde, genital organlarda, el ve ayak üstlerinde şişme ve yanma hissi şeklinde ortaya çıkan anjioödeme, barsakta ise karın ağrısı, ishal, ve kusmaya neden olurlar. Bununla birlikte besinlere karşı ortaya çıkan çoğu alerjik reaksiyonlar nispeten ılımlıdır, ancak az sayıda insanda besin alımını takiben dakikalar içinde anafilaktik şok olarak adlandırılan yaşamı tehdit edici ciddi bir alerjik şok ortaya çıkabilir. Anafilakside deri bulgularına ek olarak eş zamanlı nefes darlığı, gırtlak ve boğazda şişme-tıkanma hissi, tansiyon düşmesi, çarpıntı, şuur kaybı gibi diğer organları da ilgilendiren bulgular da vardır.

Egzersizle ortaya çıkan besin ile ilişkili anafilaksi beslenmeden sonraki 2-4. saatlerde egzersiz yapan vakalarda görülür. Egzersiz olmadan alınan besin ile reaksiyon oluşmaz. Bu hastalığın sıklığı son 10 yılda toplumların egzersize yönelmesi ile artmaktadır. Hastalarda genellikle astım veya diğer alerjik hastalıklar olup, sorumlu besin ile alerjik deri testleri müspettir. Bu hastaların geçmişlerinde de bu besinlerle reaksiyon vardır. Otuzlu yaşlardaki kadınlarda daha sık görülür. Susam, kabuklu deniz mahsulleri, meyveler, süt, kereviz ve balık sorumlu besinlerdir.

Son dönemlerde oral alerji sendromu adı ile bir de sendrom tanımlanmıştır. Bu sendrom çeşitli çimen, çayırotu, ağaç polenlerine alerjisi olanlarda oluşur. Çeşitli sebze ve meyveler yendiğinde genelde dudaklarda, dilde, boğazda kaşıntı kızarıklık ve şişlik gibi reaksiyonlar görülmektedir. Bunun nedeni polenler ile bu sebze ve meyvelerdeki alerjik proteinler arasındaki çapraz reaktivitedir. Bu bulgular genellikle kısa sürer ve çoğunlukla bu sebze ve meyvelerin çiğ olarak yenmesi ile oluşur(Tablo 1).

Tablo1. Polen ve besin alerjenleri arasındaki bazı çapraz reaksiyonlar

POLENLER

ORAL ALERJİYE NEDEN OLAN YİYECEKLER

Huş ağacı poleni

Fındık, elma, armut, şeftali, erik, kiraz, havuç, fıstık, soya

Ayrıkotu poleni

Karpuz, muz

Çimen poleni

Domates, fıstık, bezelye, buğday, pirinç

Lateks

Muz, Ceviz, kiwi, avokado

Chironomids

Kabuklular

GÖRÜLME SIKLIĞI :

Besin alerjisine 3 yaşından küçüklerde %6, erişkinlerde ise % 1.4-2.4 oranında rastlanır. 5 yaşından sonra görülme sıklığı azalmaktadır. Amerika Birleşik Devletlerinde acil servislere her yıl yaklaşık 30,000 kişi besin alerjisi ile başvurmakta bu olgulardan 100-200 kişi hayatını kaybetmektedir.

Anne ve/veya babasında besin alerjisi veya başka bir alerjik hastalığı olanlarda görülme sıklığı artmaktadır. Besin alerjisi sadece bir veya birkaç kez ortaya çıkabildiği gibi değişik sürelerde yineleyerek yıllarca seyredebilmektedir.

Şekil 2. Dünyada Besin Alerjisi

HANGİ BESİNLER ALERJİK OLABİLİR?

Diyette yüzlerce besin olmasına rağmen bunlardan sadece birkaç tanesi temel alerjenik etkiye sahiptir. Çocuklarda süt, yumurta, yerfıstığı, soya, buğday alerjik reaksiyonlarının yaklaşık %90'ından sorumludur. Erişkinlerde ise yerfıstığı, balık, kabuklu deniz mahsulleri, fındık bu reaksiyonların %85’ ini oluşturur. Son zamanlarda özellikle kiwi, mango, kavun, susam, haşhaş ve kolza dikkati çekmektedir. Besinlerin alerjenik fraksiyonları genellikle ısıya dayanıklı, suda çözünebilen, 10-70 kd büyüklüğünde glikoproteinlerdir.

NASIL TANI KONUR?

Besin alerjisinin tanısı bir alerji uzmanı tarafından hastanın öyküsünün değerlendirilmesi, muayene ve alerjenlerle deri testleri, kanda besine özgü IgE düzeyi, besin kısıtlama diyeti uygulanmasıyla ve gerektiğinde kontrollü besin uyarı testi yapılarak konulabilir.

Loveless’ in 1950’ de yaptığı plasebo kontrollü besin yükleme testine kadar, tanı hastalık hikayesi ile konuluyordu. Ancak sonraları 1976’ da May’ in gıda alerjisi tanısı için önerdiği çift kör, plasebo kontrollü ağızdan besin yükleme testi şu anda gıda ile oluşan alerjik hastalıkların tanısında altın standart olmuştur. Bu yükleme testleri yapılırken oluşabilecek anafilaktik alerjik reaksiyonlar nedeniyle, bu testin alerji uzmanı tarafından, her an müdahaleye hazır ,hayati destek ünitelerine sahip, tam teşekküllü hastanelerde yapılması gerekmektedir.

Besin alerjisi tanısında kullanılan testlerle ilgili önemli bir konu da; piyasaya sürülen ve yüzlerce besine karşı alerjiyi test ettiği öne sürülen besine-özgü IgG düzeylerinin ölçüldüğü testle ilgilidir. Bu tür testler para tuzağı olup, gerek Avrupa Alerji ve Klinik İmmünoloji Akademisi gerekse Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği tarafından tanıda faydaları olmadığına ilişkin açıklamalar yapılmıştır.

TEDAVİSİ NEDİR?

Besin alerjisinin tedavisindeki en önemli basamak alerjen olduğu tespit edilen besinlerin yenmemesidir. Aşırı duyarlı kişilerde besini tüketmek şöyle dursun, sorumlu besine ve temas eden eşyalara dokunulması, besinin koklanması önlenmelidir.

Besin alerjisi olan bebek ise alerjisi olduğu gıdalar yerine soya bazlı mamalar veya hipoallejenik formüllü mamalar verilebilir.

Besin alerjisi olan çocukların anne ve babalarına bu konuda eğitim verilmeli, kreş ve anaokulu öğretmenlerine de bilgi verilerek okuldaki yemeklerde çocuğun alerjik reaksiyon göstereceği besinleri yememesi sağlanmalıdır. Bu kişilere besinlere alerjileri olduğuna dair yanlarında taşımaları için bileklik, kolye veya kart verilmelidir.

Besinlerle nadiren görülen Anafilaksi (ciddi alerjik reaksiyon) hayati tehlike oluşturabilir. Özellikle bu durumlarda uygulanmak üzere hastaların yanlarında otomatik adrenalin (epinefrin) enjektörü taşıması gerekmektedir. Hasta ve hasta yakınları bu enjektörlerin kullanım şeklini öğrenmelidirler. Bu enjeksiyon hastanın sağlık kuruluşuna ulaşana dek geçen sürede hayatını kurtarmaktadır.

Tedavisi planlanan hastaların takibe alınması önemlidir. Böylece alerjenik besinlere olan duyarlıkları iki yıllık periyotlarla test edilmekte, duyarlılığı kaybolmuş besinlerin yenmesine böylelikle izin verilebilmektedir. Bunun yanında, besinler ile ortaya çıkabilecek alerjik reaksiyonlarda yapılacaklar konusunda acil aksiyon planı oluşturulmakta ve halledemedikleri bir problemle karşılaştıklarında nereye ve nasıl başvuracakları kendilerine açıklanmaktadır.

Besin alerjisi için hali hazırda herhangi bir aşı mevcut değildir. Tedaviye ilişkin araştırmalar halen devam etmektedir.

Alerjik besinlere ilişkin önemli bir görev de hükümetlere düşmektedir. Tarım Bakanlığı tarafından, satılan besinler üzerindeki etiketlerde besin içeriklerinin yazılıp yazılmadığı, yüksek alerjenik potansiyel taşıyan besinlerin etiketlerinde uyarıların bulunup bulunmadığı kontrol edilmeli, ihmali tespit edilen üreticilere müeyyideler uygulanmalıdır. Ayrıca genetiği değiştirilmiş besinler, gen bazında kontrol edilmeli, taşınan genin kökeninin alerjenik bir besin olmaması sağlanmalıdır.

HASTALIĞIN GİDİŞATI NASILDIR? HASTALIK ÖNLENEBİLİR Mİ?

Besin alerjisi olan hastalarda zaman içinde egzama, astım, alerjik nezle, gibi diğer alerjik hastalıkların ortaya çıkma olasılığı daha yüksektir.

Besin alerjisi olan çocukların birçoğunun yıllar içinde besin alerjisinin kaybolabildiği görülebilmektedir. Besin alerjisi olan bebeklerin % 85 ‘inin yakınmaları 3 yaşa dek kaybolmaktadır. Daha büyük çocukların ve erişkinlerin de sorumlu besinin saptanması ve diyetten tam olarak çıkartılmasıyla büyük oranda iyileşmeler görülebilmektedir. Ancak erişkin alerjiye neden olan besini bir daha asla tüketmemelidir.

Amerikan Pediatri Akademisi (American Academy of Pediatrics) tarafından yayınlanan bir bildiride, "En az 4 ay anne sütü alan bebekler, mama ile beslenenlerle karşılaştırıldıklarında, anne sütü alımının atopik dermatit, inek sütü alerjisi ve astım gelişimini önlediği veya geciktirdiği " belirtilmiştir.

Doç. Dr. Bülent BOZKURT

01.12.2016


Bu yazı Lokman Hekim Hastaneler Grubu tarafından yazıldı ve 1263 kere izlendi.


Yorumlar

Yükleniyor...


İlgili Makaleler