Dermatoloji

Lazerle Epilasyon

 

İstenmeyen tüylerin çeşitli yöntemlerle alınmasına epilasyon denir. Bu amaçla kullanılan yöntemler cımbız, ağda, tıraşlama, iğne epilasyon, lazer epilasyon olarak sıralanabilir.

Lazerle epilasyonda amaç, lazerin ısı etkisi ile kıl kökünde tahribat sağlanmasıdır. Kullanılan lazer ışığı, kıllara rengini veren melanin adlı pigment tarafından emilir ve oluşan ısı kıl köküne iletilir. İletilen ısı kıl kökünü tahrip eder ve kılın uzun süre çıkmasını engeller. Lazer epilasyonda amaç, kalıcı kılsızlık değil, uzun süre kılsızlığı sağlamaktır.

Lazerle epilasyonda birçok cihaz kullanılmaktadır. Alexandrite, Diode, Ndyag, IPL, RF vb. sistemler bunlardan bazılarıdır. Bu cihazların epilasyonun uygulanacağı vücut bölgelerine göre birbirlerine üstünlükleri olmalarına karşın, hiçbir cihaz için tam anlamı ile diğerine göre üstün olduğu söylenemez.

Kullanılan tüm cihazlarda, çalışma prensibi olarak melanin hedef olarak seçilmiştir. Melaninin yoğun olduğu koyu ve kalın kıllarda başarı oranı yüksek olup, melanin düzeyi düşük olan açık renkli kıllarda başarı oranı daha düşüktür. Başarıyı etkileyen diğer bir faktör de kişinin ten rengidir. Ten rengi koyu olanlarda cildin yüzeysel tabakasında melanin fazla olduğu için yan etki riski yüksektir. Bu nedenle epilasyon amacı ile verilen enerji de dağılacağından başarı oranı düşer.  Özetle lazerle epilasyonda başarı, kılların koyu ve kalın, ten renginin açık olmasıyla doğru orantılıdır.

Tedavi süresi ve yan etkileri

Lazer epilasyonla tedavide, kişinin ten rengi, kıların yoğunluğu, kıl rengi, uygulanan bölge, kullanılan cihazla bağlantılı olmakla beraber 3 ile 10 seans arasında istenilen başarıya ulaşmak mümkün olabilir. 

Bununla beraber lazer epilasyonlarında istenmeyen bazı yan etkiler de görülebilmektedir. Melanin sadece kıl yapısında değil, aynı zamanda cildimizin üst tabakasında da yer alır. Lazer epilasyonunda istenmeyen yan etkiler bu bölgedeki melaninin lazer ışığını emmesi sonucu oluşur. Işığın melamin tarafından emilmesinden dolayı ciltte yanık ve bir süre sonra düzelecek lekelenme olasılığı her zaman mevcuttur. Bu olasılığı düşürmenin yolu deneyimli kullanıcı ve soğutma sistemi iyi olan bir cihazla uygulama yapılmasıdır. Bilhassa bronz ciltte lazer kullanımında dikkatli olunmalıdır.

Benler

 

Benler (nevuz), üst derinin (epidermiş) alt tabakasında yerleşmiş olan ve deriye rengini veren melanin adlı pigmenti üreten melanosit adlı hücrelerin çoğalması ve farklılaşmasından oluştuğu düşünülen iyi huylu tümöral oluşumlardır.

Benlerin birçok değişik tipleri vardır. Doğuştan olabilecekleri gibi, sonradan da ortaya çıkabilirler. Genetik, hormonal  ve güneş ışığı gibi faktörlere bağlı olarak sayılarında artış olabilir. Pembe, kahverengi, siyah renkte, düz, kabarık, saplı olabilirler. Benler, normalde vücut büyüdükçe büyüme dışında büyümezler. 

Ben kanseri (maling melanom) deri kanserlerinin bir türüdür. Sıklıkla ben olmayan deri alanlarında gelişse de var olan benlerden geliştiği de görülmektedir. Ben kanseri açısından daha fazla risk taşıyan benler doğuştan vücudun geniş alanlarını kaplayan (konjenital dev hücreli nevüs) tipleri ile ailesel olarak görülebilen, büyük, düzensiz kenarlı, birkaç rengi bir arada gösteren birçok benden oluşan (atipik displastik nevus sendromu) durumlarıdır.

Ayrıca travmaya çok maruz kalan saçlı deri, sakal bölgesi, ayak tabanı, avuç içi gibi bölgelerde bulunan benlerin de alınması önerilir.Güneş ışığı, (ultraviyole radyasyon) hücreler üzerine mutajen etkisi olması ve cilt kanserlerinin en büyük role sahip olması sebebiyle korunulması gereken bir etkendir.

Bu yüzden özellikle güneş gören bölgelerde beni olan kişilerin uzun kollu kıyafetleri tercih etmesi, benlerini örtecek şekilde giyinmesi gölgelikli şapka takması, güneş gözlüğü kullanması ve 30 faktör ve üzeri koruyucu özelliğe sahip güneş koruyucu ürünleri yaz kış uygulaması gerekir.Güneş koruyucuların genel olarak dışarıya çıkmadan en az 30 dakika önce sürülmesi ve 3-4 saatte bir yinelenmesi uygundur.

Var olan bir bende renk değişikliği, düzensiz görünüm, kanama, akıntı, yara, ağrı, kaşıntı, büyüme-küçülme gibi değişikliklerin olması halinde deride, çok koyu, farklı şekilli yeni benlerin varlığında veya normal de olsa 6 ayda-yılda bir defa benlerin bir cilt hastalıkları uzmanına danışılarak özellikle dermoskopi ile muayenesi ve şüpheli durumlarda cerrahi işlemle çıkarılıp patolojik incelemesinin yapılması önemlidir.

Sivilceler, İzler ve Lekeler! Önerilerimizi Mutlaka Okuyun...

 

Sivilceler, İzler, Lekeler…

Ergenlik sivilcesi olarak bilinen “Akne vulgaris”, herkesin ömründe birkaç kez geçirebileceği hormonlarla, stresle, kişisel hijyenle, yağlı cilt yapısıyla yakından ilişkili kıl-yağ biriminin gelişim problemidir.

Ergenlik döneminde sıklığı arttığından, bu dönemin bir hastalığı olarak anılsa da, her yaş grubunda, örneğin bebeklik döneminde, anneden geçen androjenik hormonlar etkisiyle görülebilir. Son yıllarda 30-35 yaş üstü kadınlarda da görülme sıklığı artmaktadır. Genelde ergen erkeklerde, ergen kadınlara kıyasla daha şiddetli seyreder.

Sigara içenlerde, içmeyenlere kıyasla daha şiddetli seyrettiğinden bahseden yayınlar da vardır. Şöyle özetleyebiliriz, sigara içen bir erkekseniz, sivilceniz sizin başınıza bela olabilir! Akne vulgaris, yaşamı tehdit eden bir hastalık değildir ancak dış görünümüyle yakından ilgili olan ergenin psikolojisini derinden etkileyebilecek ve estetik olmayan derin izler, koyu renkli lekeler bırakacak bir rahatsızlıktır. Bu sebeple ciddiyetle tedavi edilir.

Sizlere cilt tiplerinden bahsederken, yağlı cilt tiplerinde akne problemiyle sık karşılaştığımızdan söz etmiştim. Akneli bireylerde, derideki kıl-yağ bezi biriminde, sebum salgısı hem artmıştır, hem de içeriğinin normalden farklı olduğu saptanmıştır. Ek olarak “kıl-yağ bezi” biriminde bir gelişim “keratinizasyon” bozukluğu da vardır.

Şöyle söyleyebiliriz; yağ yapımı artar, “gözenek” dediğimiz kıl-yağ bezi biriminin ağzı bahsettiğim gelişim bozukluğu nedeniyle tıkanır. İçerde hem yağ birikir hem de hücre artıkları… Dışında bir kılıfı olan bu birimde giderek büyüme olur. Ağzı kapalı olan haline “beyaz nokta”, ağzı açık olan haline de “siyah nokta” denir.

Bundan sonraki oluşum basamaklarında kişisel hijyen önemlidir! Şöyle ki, eğer derinlemesine, tabii ki çok kurutmadan, cilt düzenli temizlenirse, ileri evrede görülen kızarık siyah noktalar ve ucu iltihaplı sivilcelerin oluşumunu engellemek mümkündür.

Bu yüzden bizler önce hastalarımıza akneli ciltleri derinlemesine temizleyecek jel, sindet veya köpük şeklinde temizleyicilere ek olarak, pütürlü cilt soyucu “peeling” dediğimiz ürünlerin düzenli kullanımını tavsiye ederiz. Ek olarak iyi bir su bazlı yağsız nemlendirici ve üzerine kıl-yağ bezi biriminde bozuk olan keratinizasyonu düzenleyecek lokal ilaçlar öneririz.

Gözenekler yeterince temizlenmez ise ne olur?

İşte o zaman gözeneklerin içinde birikmiş olan kirli artıklar ve içeriği bozuk olan sebum, derideki bakteriler için oldukça lezzetli bir besi yeri halini alır. Bu zengin mikrop odağı, bağışıklık sisteminin bakterilerle savaşan hücrelerini kandan deriye çağırır, savaş başlar ve o bölgenin etrafında kızarıklık, ödem ve ağrı görülür.

Sonuç? Sonuç ortada, aynadan size “günaydın” diyen, çevresi kırmızı, ortası iltihaplı sivilceler, hemen yanında çökük izler ve kahverengi lekeleri… Savaşı bakteri mi, siz mi kazanacaksınız tamamen size bağlı!

İltihaplı sivilcelerin çok sayıda olduğu durumda, biz genelde temizleyici, nemlendirici ve “peeling”lere ek olarak, hem mikrop öldürücü hem de keratinizasyonu düzenleyici lokal ilaçlar öneririz. Bazı kişilerde, özellikle de hormonal aktivitesi yüksek olan kişilerde, bu tedaviler yeterli olmayabilir. Bu durumda, uzun süreli, 6-12 ay sürebilen sistemik antibiyotik, izotretinoin, kadınlara hormon tedavileri verilebilir.

Geç kalınmış ve izler, koyu renkli lekeler oluşmuş ise, işte o zaman tedavi gerçekten zorlaşıyor. Sivilce izleri, derin yerleşimli olduğundan “rejüvenasyon” dediğimiz, cilt yenileme yöntemlerini gerektirir. Bu tedaviler için de öncelikle cildinizde aktif sivilcelerin olmaması gerekmektedir.

Akne tamamen kalıcı bir şekilde tedavi edildikten sonra hastanın leke ve izlerinin şiddetine göre, kimyasal asitlerle cilt soyma, lazerle cilt soyma veya IPL ve lazer yöntemleri uygulanabilir.  Ancak tüm bu yöntemler oldukça pahalıdır. İzler derin olduğundan, %100 bir düzelme de elde edilmeyebilir! Özetle, izlerin ve lekelerin oluşumunun erkenden önlenmesi tedavilerinden daha kolaydır.

ÖNERİLER…

Unutmayalım lütfen, akne, stres hormonlarıyla, androjenlerle yakından ilişkili bir rahatsızlıktır. Şöyle ifade etmek de doğru olur; hormonal aktivitenin en pik yaptığı ergenlik döneminde, bu hastalık birkaç aylık bir tedaviyle tamamen düzelemez. Hastalığı başlatan hormonal aktivitenin yüksek olduğu tüm ergenlik dönemi boyunca, akne, değişen şiddetlerde devamlılık gösterecektir.

Akneli hastalarıma öncelikle sivilcenin kısa süreli tedavi ile geçemeyeceğini, tüm ergenlik dönemi boyunca mücadeleye devam etmeleri gerektiğini anlatmaya çalışıyorum. Verilen ilaçların başarısı aslında tamamen kullanıcının sabrına bağlıdır.

Gelişen bedenine uyum aşamasında değişik psikolojik zorluklar yaşayan ergen için, kalıcı izler bırakabilecek bir rahatsızlık olması sebebiyle mutlaka bir dermatolog gözetiminde düzenli cilt bakımı öneriyorum. Şiddetli ve iz bırakmaya eğilimli olan akneyi, erkenden sistemik ilaçlarla, kalıcı bir şekilde tedavi etmenin doğru olduğunu düşünüyorum.

Yaz Geliyor, Güneşe Dikkat!

 

Deri Kanserleri, Solaryum, Güneş Işınları, Güneşten Korunma...

Son yıllarda, başta Dünya Sağlık Örgütü olmak üzere pek çok sağlık kuruluşu, eğitim kurumları, sözlü ve  yazılı basın aracılığı ile, toplumu zararlı UV ışınlarından “korunma” konusunda bilinçlendirmeye çalışmaktadır.

Bugün artık bilinmektedir ki, derinin Yassı hücreli kanseri, Bazal hücreli kanseri ve güneş lekelerinden köken alan Lentigo maligna melanoma gibi, hücre DNA’sının UV ışınları aracılığı ile hasar görmesi sebebiyle oluşan cilt kanserlerinde, esas risk faktörü, kişinin o zamana kadar aldığı “toplam UV” miktarıdır.

Bu, yapılan çalışmaların açık ve net ortaya koyduğu sonuçtur. Yine benlerden köken alan Malign Melanom'da toplam UV miktarına ek olarak, çocukluk döneminde gelişen güneş yanıkları, kısa süren ancak tekrarlayan UV maruziyeti esas risk faktörüdür.

Solaryum, yapay güneş ışını (UV) veren kabinlerdir ve solaryumda, hem kısa süren, tekrarlayan UV maruziyeti ve bu maruziyet sonucunda oluşan UV hasarı söz konusudur, hem de her seanstan sonra vücudun aldığı toplam UV miktarı artmaktadır. Dolayısıyla, güneş kaynaklı UV maruziyetine ek olarak, solaryuma giren bir kişi, ileride gelişebilecek deri kanserlerine potansiyel adaydır. Özetle solaryum da UV' in tüm olumlu ve olumsuz etkilerine yol açabilmektedir.
 
  UV' in olumlu etkileri, deride renk yapımını arttırması yoluyla bronzluk, dokuyu ısıtması yoluyla  damarlarda genişleme sonucu oluşan parlaklık ve hoş bir kızarıkla, cildin sağlıklı  ve çekici görünmesidir. Erken dönemde kan dolaşımını arttırarak lokal bağışıklık sistemini geçici olarak güçlendirebilir ancak alınan UV miktarı arttıkça, özellikle hücresel tipteki bağışıklık sistemini baskılar.

Bu etkisiyle Dermatoloji'de UVA, UVB kabinleri Sedef hastalığı başta olmak üzere pek çok hastalığın tedavisinde kontrollü olarak kullanılmaktadır!. Hücresel bağışıklığın baskılanması, enfeksiyöz orijinli hastalıkların artmasına ve  aşıların etkinliğinin azalmasına yol açmaktadır. UV, ilk olarak hücre DNA'sında yaptığı hasarla, erken cilt yaşlanması ve deri kanserlerine yatkınlığa sebep olur.

Ayrıca destek dokuda kollajen/elastin liflerin yapısını ve dengesini bozarak elastikiyet kaybına, sıvı kaybını arttırarak cilt kuruluğuna, damarlarda kalıcı genişlemelere, kalın kırışıkların oluşumuna ve düzensiz bronzlaşma ile tedaviye oldukça dirençli olan koyu renkli lekelere yol açar. Tamamen bronz bir tene sahip olmak arzusuyla girilen solaryum, uzun süreli kullanımda bu etkilerin tümüne yol açabilir.

 UV' nin zararlı olduğu bir diğer organ gözlerimizdir. WHO'nun verilerine göre tüm dünyada her yıl 12-15 milyon kişide  katarakt gelişimi sonucu kalıcı görme kaybı olmaktadır ve bunların da %20'si UV ile ilişkilidir. 

Dünya Sağlık Örgütü, toplumun güneşten bilinçli korunması amacıyla, tüm dünyada INTERSUN adıyla bilinen bir projeyi uygulamaya sunmuştur. Bu projenin misyonu, tüm dünyada patlama yapan UV ilişkili hastalıkların azaltılmasıdır.  21. yy ortalarından itibaren giderek artan Ozon tabakasındaki incelme, zararlı UV ışınlarının yerküre üzerine ulaşmasına sebep olmaktadır. 

Ozon tabakasındaki %10’luk bir incelme ile ilişkili olarak , tüm dünyada 300 bin yeni Melanom dışı deri kanseri ve 4500 yeni melanom vakası bildirilmiştir.  Ozon tabakasındaki bu ilerleyici incelme, 20. yy.ın ortalarından itibaren artan endüstriyel kirlilik ve küresel ısınmanın bir sonucudur. 

Bu durum zararlı, kanserojen güneş ışınlarının yerküreye ulaşmasını arttırmaktadır.  Sonuçta, insanlar zararlı UV ışınlarına, tüm mevsimlerde maruz kalmakta, dolayısıyla, hücre DNA’sında hasar oluşumu, erken cilt yaşlanması, bağışıklık sisteminin baskılanması yoluyla, deri kanserleri, viral ve bakteriel enfeksiyonlar, katarak gelişimi ve kısmı/tam görme kayıpları gelişmektedir. Bu proje kapsamında şunlar hedef alınmıştır: 

• Bireysel güneşten korunma bilinci geliştirilmeli,
• Toplum, güneş zararı konusunda bilgilendirilmeli, eğitilmeli,
• Küresel ısınma ve çevre kirliliği konusunda önlemler alınmalı

Bireysel Temel Güneşten Korunma Prensipleri

1. Gün ortası, 11-15 saatleri arasında güneş maruziyeti sınırlandırılmalı,
2. Gölge altında durulmalı,
3. Koruyucu giysiler mutlaka giyilmeli,
4. Geniş kenarlıklı şapkalar yüz, boyun ve gözlerin korunması için tercih edilmeli,
5. Geniş çerçeveli ve UV korumalı camları olan güneş gözlükleri takılmalı,
6. En az 15 ve üzeri güneşten koruyucu kremler açıkta kalan tüm bölgelere uygulanmalı ve gün içinde 3-4 saatte bir tekrar uygulanmalı,
7. Güneş banyolarından kaçınmalı,
8. Bebekleri ve çocukları mutlaka direk güneş ışınlarından korumalı,güneş yanığı gelişimi engellenmeli

Toplumun Bilgilendirilmesi

Bu amaçla 1995 yılında, 1 m2.lik bir alanda, gün ortasında yerküreye ulaşan UV düzeyi demek olan, “UV Indeks” i geliştirilmiştir. Pek çok ülkede, gün içinde hangi saatlerde ve nasıl güneşten korunacağı konusunda insanları 24 saat bilgilendirebilmek amacıyla, günlük hava raporlarında, şehirlere göre  UV Indeksleri de sunulmaktadır.

Ülkemizde ise maalesef hava raporlarına UV Indeksi ve güneşten korunma konusundan henüz bahsedilmemektedir. Oysa yapılan ölçümlere göre, pek çok Akdeniz ülkesine benzer şekilde, ülkemizde de UV Indeksi kış aylarında 4-11 arasında değişmekte, yaz aylarında 9-11 değerlerine ulaşmaktadır.UV Indeksi 1-2 iken özel bir korunma gerekmemektedir. 

UV Indeksi 3-7 arasında, gün boyunca şapka ve gözlük takılması, koyu renkli kıyafetlerin tercih edilmesi önerilip, 11-15 saatleri arasında gölgelikler altında durulması ve güneş gören her yere koruyucu krem uygulanması gerekmektedir.

UV Indeksi 8-11 ve 11 üzerinde ise gün ortası saat 11-15 arasında kesinlikle dışarıda durulmaması, diğer saatlerde ise mutlaka gölge altında durulması, giysi, şapka, gözlük ve güneş koruyucu kremlerin mutlak kullanılması tavsiye edilmektedir.

Güneş ve Güneşten Korunma Hakkında Yanlışlar ve Doğrular 

- “Bronz ten sağlıklıdır” kesinlikle yanlış bir bilgidir. Doğru olan, tenimizde oluşan bronzluğun
  temelde UV ışınlarına karşı geliştirilmiş bir savunma mekanizması olduğudur.!!

-”Bronz ten güneşe karşı koruyucudur” kesinlikle yanlış bir inanıştır. Bir savunma mekanizması olarak oluşan bronzluğun koruma değeri, SPF 4 değerinde bir güneşten koruyucu krem kadar, yani oldukça zayıftır!

-“Suyun içinde ve bulutlu kapalı bir günde güneş yanığı olmaz” yanlış bir başka bilgidir.  Doğru olan, güneş ışınlarının %80'inin  bulut içinden süzülerek yeryüzüne ulaşabildiği ve suyun oldukça az bir korunma sağladığı, su yüzeyinden  gelen yansımalarla UV maruziyetinin artmış olduğudur.

-“Güneşten koruyucu kremimi sürdüm, o halde daha uzun süre güneş banyosu yapabilirim” kesinlikle çok yanlış bir inanış olup,  güneşten koruyucu kremler asla güneşe maruziyet süresini uzatmak amaçlı kullanılmamalıdır. Bir güneşten koruyucu krem, yeterli miktarda, tüm deri yüzeyine eşit dağıtılacak şekilde sürülmeli,  deniz/havuz sonrası mutlaka tekrar uygulanmalıdır.

-“Gün boyu ara vererek güneş yanığı olmadan güneş banyosu yapabilirim” yanlış olan bir başka inanıştır. Gün içinde maruz kalınan toplam UV miktarının, cilt kanserlerinin ve erken cilt yaşlanmasının oluşmasında esas risk faktörü olduğunu unutmayalım!!

-“Kızarıklık ve yanma hissi  olmadan güneş yanığı olmaz!”  Yanlıştır.!! Güneş yanığı UV ışınlarına bağlı oluşurken, yanma hissi ve sıcaklık, güneşten gelen infraruj ışınları etkisiyle oluşmaktadır. 

« Yazılara Geri Dön

Sağlık Rehberi